Resulullah'tan Hikâyeler - Peygamberimizden hikayeler

'Dini Hikayeler' forumunda -Luiпє. tarafından 23 Haziran 2011 tarihinde açılan konu

  1. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    RESULULLAH'TAN HİKÂYELER





    İSLAM VE ÎMAN

    Hazreti Ömer bin Hattâb radıyallahü anh anlatıyor: Bir gün biz, Peygamber aleyhisselâmın yanında iken birden, elbisesi bembeyaz sakalının kılları ile saçları kapkara, üzerinde yolculuk eseri görünmeyen, hiçbirimizin tanımadığı bir adam geliverdi. Peygamber aleyhisselâmın tâ yanına oturdu. Diz kapaklarını O'nun diz kapaklarına dayadı. Ellerini dizlerine koydu Ve:

    — Ey Muhammed, bana islâm'dan haber ver? dedi. Allah'ın Peygamberi:

    — islâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed aleyhisselâmın Allah'ın Resulü olduğuna şehâdet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan ayında oruç tutman, yol bakımından gücün yettiği takdirde hacc etmenden ibarettir, buyurdu.

    Adam:

    — Doğru söyledin, dedi.

    (Hazreti Ömer) Biz buna hayret ettik. Hem soruyor, hem de Hazreti Peygamberi tasdik ediyor.

    Adam devam ederek:

    — Bana îman nedir? anlat, dedi. Allah'ın Peygamberi:

    — iman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve bir de hayır ile şer (herşey) in Allah'ın takdiri ile olduğuna inanmandan ibarettir, diye cevap verdi.

    Adam:

    — Doğru söyledin, dedi ve:

    — İhsan nedir? diye sordu.

    Allah'ın Peygamberi: .

    — İhsan, Allah'ı görür gibi kendisine ibadet etmendir. Çünkü sen O'nu görmesen de, O seni görür, buyurdu. Adam:

    — Bana kıyametin zamanından haber ver? dedi. Peygamber aleyhisselâm:

    — Bu meselede kendisine sorulan kişi, sorandan daha bilgili değildir, dedi. Adam son olarak:

    — O'nun (kıyametin) alâmetlerinden bana haber ver, dedi. Peygamber aleyhisselâm:

    — Cariyenin efendisini doğurması; yalın ayaklıları, çıplakları, fakirleri ve koyun çobanlarını yapılarının yüksekliği ile övünür ve yarış eder oldukları halde görmendir, buyurdu.

    (Hazreti Ömer) Sonra bu adam gitti ve ben, bir süre Peygamber aleyhisselâmın huzurundan ayrıldım; sonra kendisine vardığımda; Peygamber aleyhisselâm:

    — Ey Ömer, soranın kim olduğunu biliyor musun? diye sordu.

    — Allah ve Resulü en iyi bilir, dedim. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm:

    — O, Cebrail'dir; dininizi öğretmek üzere size geldi, buyurdu.


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Neseî)
     
  2. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    FAKİRİN KEFARETİ


    Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:

    Bir adam Peygamber aleyhisselâmın huzuruna gelerek şöyle dedi

    — Helak oldum, Ey Allah'ın Resulü! Peygamber aleyhisselâm:

    — Seni ne helak etti? diye sordular. Adam:

    — Ramazanda hanımıma yaklaştım, dedi. Peygamber aleyhisselâm:

    — Azad edilecek kölen var mı? diye sordular. Adam, hayır cevabını verince:

    — Aralıksız iki ay oruç tutabilir misin? dedi.

    Adam, hayır cevabını verdi, oturdu. Bu esnada Allah'ın Resulüne bir zenbil kuru hurma getirmişlerdi. Resulûllah:

    — Al şu hurmaları sadaka olarak dağıt, buyurdular. Adam:

    — Bizden daha fakir olanlara mı, ey Allah'ın Resulü? Allah'a yemin ederim ki şu iki siyahtaşın arasında (Medine'de) buna, bizden daha fazla muhtaç kimse yoktur, deyince Peygamber aleyhisselâm ön dişleri gözükecek nisbette güldü ve sonra şöyle buyurdu:

    — Bunu alıp git, çoluk çocuğunu doyur.


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmîzî, Neseî)
     
  3. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    DEVAMLI ORUÇ


    Ashabın büyüklerinden Amr ibni As radıyallahu anh'ın oğlu Abdullah radıyallahu anh, muttaki ve âlim bir kişiydi, Resulûllah aleyhisselâmın vahiy katipliğini yapar, duyduğu hadisleri de yazardı. Kendisini çok fazla bir şekilde de ibadete vermiş; her gününü oruçlu, her gecesini de ibadetle geçirmeyi âdet edinmişti. Bir gün babası Amr ibni As radıyallahu anh, onlara gelince, oğlunun ailesine:

    — Kocan nerede, hâli nasıldır? diye sormuştu. Kureyş kabilesinden güzel bir kadın olan ailesi cevap olarak dedi ki:

    — Abdullah ne iyi bir kimsedir. Geceyi uyumayıp ibadetle geçirir, gündüzleri de devamlı oruçludur. Kendisine geldiğimizden beri, ibadet etmekten dolayı bizimle alâkadar olacak zaman bulamamaktadır.

    Bunun üzerine Abdullah radıyallahu anh'ın babası Amr ibni As radıyallahu anh öfkelendi; oğluna bu şekilde davranmamasını tenbih ederek, «Hanımın müslüman bir kadındır, sen ise ona sıkıntı veriyorsun» dedi. Fakat Abdullah radıyallahu anh bu sözlere aldırmamıştı. Babası ikinci bir defa kendisine çıkıştı. Ancak oğlu yine dinlemeyince, bu defa onu Peygamber aleyhisselâma şikâyet etti. Peygamber aleyhisselâm da, oğlunu kendisine getirmelerini emir buyurdular.

    Abdullah radıyallahu anh, babası ile beraber Allah'ın Resulünün huzuruna gelince, Peygamber aleyhisselâm:

    — Sen misin, gecelerini devamlı ibadetle, gündüzlerini de devamlı oruçla geçiren ve geçireceğini söyleyen? diye sordular.

    Abdullah radiyallahu anh'ın, «Evet, ey Allah'ın Resulü» şeklinde cevap vermesi üzerine şöyle buyurdular:

    — Bunu yapamazsın, bunun için hem oruç tut, hem tutma. Hem uyu, hem de ibâdet yap ve ayda üç gün oruç tut. Çünkü iyi amel, on misli ile mükâfatlanır. Bu;, ayda üç gün oruç tutmak, bütün seneyi oruç tutmak gibidir.

    Fakat bu ayda üç gün oruç, Abdullah radıyallahu anh'e az gelmişti. Peygamber aleyhisselâm bir gün oruçlu, iki gün oruçsuz olmasını tavsiye etti. Bu da az gelince, bir gün tutup, bir gün bozmasını söyledi. Bu da az geldiyse de Peygamber aleyhisselâm «Bu Davud aleyhisselâmın orucudur ve en güzel oruç budur, bundan fazlası olmaz» buyurdular. Bununla beraber Resulûllah aleyhisselâmın bu nasihati, kesin bir emir olmayıp tavsiye mahiyetinde bulunduğundan; Abdullah radıyallahu anh bunu ifa edememiş ve hayatının sonlarında çökmüştü. Bunun üzerine şöyle demişti:

    — Peygamber aleyhisselâmın bana tavsiye buyurduğu, ayda üç gün orucu kabul etseydim, bana çoluk çocuğumdan ve bütün malımdan daha sevgili olurdu...


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî)
    Aişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edilir ki:

    Resulûllah aleyhisselâm, kendisinin süt kardeşi olan. Osman bin Maz'ûn radıyallahu anh'ı huzuruna çağırtmış ve şöyle demişti:

    — Sen benim sünnetimden ayrıldın mı? Osman bin Ma'z'ûn radıyallahu anh;

    — Hayır, vallahi, ey Allah'ın Resulü! Ben ancak senin sünnetini taleb ediciyim, cevabında bulununca, Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdular:

    — Ama ben hem uyuyor, hem de namaz kılıyorum; hem oruç tutuyor, hem de (devamlı) tutmuyorum ve kadınlarla da nikahlanıyorum. Şu halde Allah'tan kork, yâ Osman! Çünkü senin üzerinde ailenin hakkı var, misafirlerinin hakkı var, nefsinin hakkı var. Bu bakımdan devamlı değil, bazen oruçlu ol, bazen de oruçlu olma, geceleri de hem namaz kıl, hem de uyu!..


    (Ebû Davud)
     
  4. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    İHLASLI KELİME-İ TEVHÎD



    İbni Abbas radıyallahu anh anlatıyor:

    — iki adam Allah'ın Resulüne gelip dâvâlaştılar. Resûlullah aleyhisselâm alacaklı kişiden delil ve şahit göstermesini istedi. Alacaklının ise delil ve şahidi yoktu. Bundan sonra borçlu kimseye yemin etmesini teklif etti. Borçlu da «Kendisinden başka ilâh olmayan Allah»'a yemin etti. Adamın yemin etmesinden sonra Peygamber aleyhisselâm kendisine:

    — Hayır, sen alacaklının iddia ettiği gibi yapmışsın. Fakat «Lâilâ-he illallah» sözünü ihlâs ile söylediğin için, Allah seni mağfiret etti, buyurdu.

    (Çünkü o anda Cebrail aleyhisselâm gelmiş ve Peygamber aleyhisselâma borçlunun yalan yere yemin ettiğini, fakat kelime-i tevhidi ihlâsla söylediği için Allahü Teâlâ'nın kendisini affettiğini haber vermişti.)


    (Ebû Davud, Neseî)

     
  5. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    Peygamberimizin en çok sevdiği kişi


    Yeni müslüman olan sahabilerden Amr b. As' ı Peygamberimiz İlam orduzunun başında Zatü's-Selasil'e gönderdi.

    Orduda Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer de vardı. Bu büyük sahabelere kumandan olduğuna göre Peygamberin kendisini çok sevdiğini düşündü Amr bin As.

    Hemen Peygamberin yanına gidip, bu düşüncesini sordu.

    " Ya Resulallah! Halkın sana en sevimlisi kimdir?"

    Peygamberimiz Amr' a: "Aişe" dedi.

    Amr tekrar sordu: "Sonra kim?"

    " Aişe'nin babası."

    Amr yine sorduğunda peygamberimiz:

    "Ömer" demiş ve sonra ve daha pek çok kişinin ismini saymıştı. Şimdiki insanların anlamakta güçlük çekeceği bir şey...

    " En çok kimi seviyorsun?" dendiğinde "eşimi" diyebilmek.

    Mahrem sınırı içinde, kadının ismini bile gizleyen bir anlayaşın karşısında Peygamberiz, Aişe'sini her an ismiyle anıyor, her zaman yanında taşıyordu.
    Onun, tüm insanlar içinde en çok sevdiği kişi olduğunu, söylemekten çekinmiyordu.
     
  6. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    HİCRET EMRİ


    Hazreti Aişe radıyallahü anhâ anlatıyor:

    — Biz Hazreti Ebû Bekir'in evinde, gündüzün şiddetli sıcak vaktinde otururken, biri Ebû Bekir radıyallahü anha:

    — İşte, başı ve yüzünün büyük bir kısmı örtülü bir halde Allah'ın Resulü! Hem de gelmesi, âdetinden olmayan bir saatte! deyiverdi. Ebû Bekir radıyallahü anh:

    — Anam, babam ona feda olsun! Allah'a yemîn ederim ki, onu bu saatte mühim bir hâdise buraya getirmiştir, dedi.

    Buna müteakip Peygamber aleyhisselâm girmek için izan istedi, izin verilip, içeriye girince Hazreti Ebû Bekir'e:

    — Yanındakileri dışarıya çıkar, buyurdu. Ebû Bekir radıyallahu anh de:

    — Anam, babam sana feda olsun! Onlar senin ailen, ey Allah'ın Resulü, istediğini söyleyebilirsin, diye cevap verdi. Peygamber aleyhisselâm:

    — Hicret etmek için bana izin verildi, buyurdu. Bunun üzerine Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anh:

    — Anam, babam sana feda olsun! Hicretinde ben de sana arkadaşlık ediyor muyum? diye sordu. Allah'ın Resulü:

    — Evet, cevabında bulununca da:

    — O halde şu iki hayvandan birini al, ey Allah'ın Resulü, dedi. Resûlüllah aleyhisselâm:

    — Karşılığını vermek şartı ile, dedi.

    En güzel bir şekilde her ikisini de hazırladık. İkisi için lâzım olan azığı bir dağarcığa yerleştirdik. Kız kardeşim Esma radıyallahu anhâ kuşağından bir parça kesip bu dağarcığın ağzını bağladı. Bu sebeple kendisine «Zatu'n nitak - kuşaklı» diye isim verildi.

    Sonra Peygamber aleyhisselâm, Hazreti Ebû Bekir ile beraber Sevr dağındaki mağaraya vardılar. Üç gece orada gizlendiler. Ebû Bekir radıyallahu anh'ın oğlu Abdullah da yanlarında kalmıştı. Abdullah oldukça dikkatli ve zekâ sahibi bir çocuktu. Seher vaktinde onların yanından ayrılır ve Mekke'de kalıyormuş gibi, Kureyş ile beraber orada sabahlamış görünürdü.

    Kureyş'lilerin düşündüğü hile ve tuzakları dinler, hepsini iyice kafasına yerleştirir, karanlık basınca da gelip bu duyduklarını Peygamber aleyhisselâm ile Hazreti Ebû Bekir'e bildirirdi.

    Hazreti Ebû Bekir'in kölesi Âmir bin Füheyre o civarda bol sütlü, sağmal koyun otlatır ve akşam vaktinden bir süre geçince Resûlüllah aleyhisselâm ile Hazreti Ebû Bekir'e getirirdi. Onlar da sağıp taze süt içerek geceyi geçirirlerdi. O süt kendi sağmal koyunlarının sütü idi. İçine kızgın taş konulup ısıtılmış idi. Nihayet Âmir bin Füheyre sağmal koyuna seslenir ve alıp geri götürürdü. Allah'ın Resulü ile Ebû Bekir radıyallahu anh'ın mağarada bulundukları üç gece Âmir onların gıdasını bu şekilde temin ederdi.

    Peygamber aleyhisselâm ile Hazreti Ebû Bekir Mekke'de bulunurken, ed-Diyl oğullarından yol kılavuzluğu hususunda tecrübe ve mahareti olan Abdullah bin Ureykıt adında birini kiralamışlardı. Bu şahıs Asbin Vâil oğullarına dostluk sözü vererek elini akid kanına da batırmıştı. Kendisi Kureyş kâfirlerinin dini üzerinde bulunuyordu. Peygamber aleyhisselâm ile Hazreti Ebû Bekir bu adamın doğruluğuna itimad ederek, develerini kendisine teslim etmişler ve üç gün sonra Sevr mağarasında buluşmak üzere kendisi ile anlaşmışlardı. Bu şahıs Peygamber aleyhisselâm ile Hazreti Ebû Bekir'in develeri ile üçüncü gecenin sabahında geldi. Resûlullah aleyhisselâm Hazreti Ebû Bekir ile beraber Âmir bin Füheyre ve kılavuzları Abdullah bin Ureylut da yola çıktılar. Kılavuzla alışılmış olmayan sahiller yolunu takip etmek suretiyle Medine'ye doğru yürüdüler.


    (Buharı)

     
  7. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    HAYA ÖRNEĞİ HAZRETİ OSMAN


    Hazreti Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor:

    Allah'ın Resulü bacakları açık bir vaziyette benim odamda oturmakta iken, Hazreti Ebû Bekir içeriye girmek için izin istedi. Peygamber aleyhisselâm halini değiştirmeden girmesine izin verdi. Kendisi ile konuştu. Sonra Hazreti Ömer izin istedi. Ona da, aynı hal üzerine, girmesi için izin verdi ve konuştu. Sonra Hazreti Osman girmek için izin istedi. Bu defa Peygamber aleyhisselâm kalkıp oturdu. Elbisesini düzeltti. Bundan sonra Hazreti Osman'ın girmesi için izin verildi ve kendisi ile konuştu.

    Sonra Hazreti Âişe, Allah'ın Resulüne dedi ki:

    — Ya Resûlallah, Ebû Bekir geldi, fâzla bir davranışta bulunmadın. Hazreti Ömer girdi, Ona da aynı şekilde davrandın. Fakat Hazreti Osman girince, kalkıp oturdun ve elbiseni düzeltip vaziyetini düzelttin, dedi.

    Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdular:

    — Ey Âişe, Meleklerin bile kendisinden haya ettiği bir kimseden haya etmiyeyim mi?

    Bir rivayette ise: Osman utangaç bir kimsedir. Bulunduğum hal üzerine kabul etseydim, utancından istediklerini arzedemeyecek diye endişe ettim, buyurdular.


    (Müslim)

     
  8. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    KAFİRLERİN KORKUSU



    Hazreti Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor:

    Anne - babamı îslâm dini üzerine sarılmış vaziyette biliyor, îslâm öncesini asla hatırlamıyorum. Allah'ın Resulünün sabah ve akşam bize gelmediği bir gün geçmezdi. Müslümanların başı belâya uğramaya başlayınca Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anh, Habeş diyarına hicret etmek üzere yola çıktı. Yemen'deki Berkü'l Gimad denilen yere geldiği zaman, memleketin efendisi Ibnu'd Dugunne kendisine rasgeldi ve:

    — Nereye gitmek istiyorsun, Ey Ebû Bekir? diye sordu.

    Hazreti Ebû Bekir de:

    — Kavmim beni memleketimden çıkmaya mecbur bıraktı. Bu sebepten dolayı yer yüzünde dolaşmaya ve Rabbime ibadet etmeye niyetlendim, diye cevap verdi.

    Ibnu'd Dugunne.:

    — Ey Ebü Bekir, senin gibi bir zat memleketinden ne çıkar, ne de çıkarılır. Sen fakiri giyindirir, akrabaya yardımda bulunur, aciz ve zayıfların yükünü üzerine alır misafire ikram eder, musibetlerde yardımını esirgemezsin, işte ben senin kefilin ve yardımcınım. Memleketine dön ve arzu ettiğin şekilde Rabbine ibadet et, dedi.

    Bunun üzerine Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anh, memleketine döndü ve Ibnu'd Dugunne de kendisiyle beraber geldi. O gece Kureyş'in ileri gelenleri ile görüştü ve:

    — Ebû Bekir gibi bir zat memleketinden ne çıkar, ne de çıkarılır. Yoksulu giydiren akrabaya yardım eden aciz ve zayıfların yükünü üzerine alan, misafire ikramda bulunan ve musibetlerde yardımını esirgemeyen bir zatı memleketten nasıl çıkarırsınız? dedi.

    Kureyşliler, Ibnu'd Dugunne'nin bu kefalet ve teminatı karşısında, Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anhe eziyet vermekten vazgeçti.

    Ancak Ibnu'd Dugunne'ye dediler ki:

    — Ebû Bekir'e söyle: Rabbine evinde ibadet etsin, namazını evinde kılsın, dilediğini okusun, bunlarla bize eza etmesin, bunları açıktan yapmasın. Çünkü onun bu şekilde çocuklarımız ve kadınlarımızı kandıracağından endişe ediyoruz.

    Ibnu'd Dugunne onların bu söylediklerinin hepsini, Ebû Bekir radıyallahu anh'e bildirdi. Bundan sonra da Hazreti Ebû Bekir evinde ibadet etmeye, açıktan namaz kılmamaya ve evinden başka bir yerde Kur'an okumamaya başladı. Bir süre bu şekilde devam ettikten sonra, aklına başka bir düşünce geldi. Evinin avlusu içerisinde bir namazgah inşa etti ve orada namaz kılıp Kur'ân okumaya başladı. Bu defa müşriklerin kadın ve çocukları, onu dinlemek için namaz kıldığı yerin yanında toplanmaya başladı. Hazreti Ebû Bekir'i seyrediyor ve okuyuşuna hayranlık duyuyorlardı. Hazreti Ebû Bekir, Kur'ân okuduğu zaman göz yaşlarını tutamayan ve çok ağlayan bir zat idi. Bu durum, Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerini endişelendirdi ve îbnu'd Dugunne'yi çağırdılar ve geldiği zaman, kendisine dediler ki:

    — Biz, Ebû Bekir'in ibadetini evinde yapılması şartı ile senin himayen altında kalmasına razı olmuştuk. O ise bu haddi aştı. Evinin avlusunda kendisine mescid yaptı. Açıktan Kur'ân okumaya ve namaz kılmaya başladı. Biz ise, onun kadınlarımızı ve çocuklarımızı aldatmasından endişe ediyoruz. Bundan dolayı, onu bundan böyle bu şekilde yapmaktan vazgeçir. Eğer evinde sessizce Rabbine ibadet etmek isterse, bunu yapabilir. Bu davranışını terketmediği takdirde verdiğin himayeden vazgeçmesini iste. Çünkü biz senin verdiğin sözü bozmak istemedik ama Ebû Bekir'in açıkça kılmasını'da kabullenmedik.

    Bunun üzerine îbnu'd Dugunne Hazreti Ebû Bekir'e geldi ve:

    — Sana hangi şartlar içerisinde taahhüdde bulunduğumu hatırlıyorsun. Ya bu şarta uyacaksın, yahut himayem altında olmaktan vaz geçeceksin. Çünkü ben, kendisine himaye edeceğime dair söz verdiğim bir kimseye karşı sözümde durmadığımı, Arab'ın duymasını istemem, dedi.

    Buna karşılık olarak Ebû Bekir radıyallahü anh:

    — Başka yapılacak bir şey yok, himayeni iade ediyor ve Allah'ın himayesine sığınmayı tercih ediyorum, diye cevap verdi.

    Allah'ın Resulü ise o gün Mekke'de bulunuyordu. Müslümanlara şöyle buyurdular:.

    — Sizin hicret edeceğiniz yer bana gösterildi. Orası iki kayalık arasında hurmalık bir yerdi.

    Bunun üzerine hicret edenler Medine'ye hicret ettiler. Habeşistan'a hicret etmiş bulunanlarda oradan dönerek Medine'ye hicret ettiler. Hazreti Ebû Bekir de Medine'ye hicret etmek üzere hazırlığa başlamıştı. Bunu gören Peygamber Aleyhisselâm kendisine:

    — Acele etme, bana da hicret etmek için izin verileceğini ümid ediyorum, buyurdu.

    Hazreti Ebû Bekir radıyalahü anh:

    — Anam, babam sana feda olsun, bunu ümid ediyorsun demek ? diyerek sevincini gösterdi.

    Peygamber aleyhisselâmın «Evet» diye cevap vermesi üzerine Hazreti Ebû Bekir, Allah'ın Resulüne arkadaşlık etmek için, o anda hicretten vazgeçti. Dört ay, binek atını bu iş için «semur» denilen ağacın yaprağı ile beslemeye başladı.


    (Buharî)
     
  9. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    PEYGAMBERİN KARDEŞLERİ



    Ebû Hüreyre radıyallahü anh şöyle anlatıyor:

    Peygamber aleyhisselâm kabristana gelip buyurdu:

    — Selâm sizlere ey müminler topluluğunun diyarı! Ve biz de,,—Allah dilerse— muhakkak size ulaşacağız. Kardeşlerimizi görmeyi arzu ediyorum.

    — Ey Allah'ın Resulü, biz senin kardeşlerin değil miyiz? dediler. Peygamber aleyhisselâm:

    — Siz arkadaşlarımsınız. Kardeşlerimiz ise, henüz gelmemiş olanlardır.

    Bunun üzerine:

    — Ey Allah'ın Resulü, ümmetinden henüz gelmemiş olan kimseyi nasıl bilir ve tanırsın? diye sordular. Peygamber aleyhisselâm:

    — Bilmiyor musun ki, siyah atlar arasında yüzleri ve ayakları beyaz olan bir atın sahibi kendi atını bilmez, tanımaz mı? buyurdu.

    — Evet, Allah'ın Resulü tanır, dediler. Peygamber aleyhisselâm:

    — Çünkü onlar abdest sebebiyle yüzleri, el ve ayakları bembeyaz, parlak olarak gelirler. Ve ben de onları Havzın kenarında beklerim. Dikkat! Bazı kimseler benim Havzıma yaklaştırılmayacaktır. Haydi geliniz! diye çağıracağım. >

    — Onlar senden sonra değiştirdiler, denilecektir.

    Ben de:

    — Yazık onlara! diyeceğim.


    (Müslim, Neseî)
     
  10. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    ÜÇ KİŞİNİN DAVRANIŞLARI



    Ebû Vâkıd el Leysî anlatıyor: Peygamber aleyhisselâm insanlarla birlikte mescitte otururken hemen üç kişi yanına geliverdi. Bunlardan ikisi Peygamber'in huzuruna doğru yürüdü. Birisi ise dönüp gitti. Bu ikisi Peygamber aleyhisselâmın huzuruna gelince, bunlardan biri, cemaat arasında bulduğu boş yere oturdu, ikincisi ise, cemaatın arkasına oturdu. Üçüncüsü de oturmayıp döndü ve gitti. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm mescitten ayrıldıktan sonra:

    Bu üç kişiyi size anlatayım mı, dedi. Ve ilâve etti: — Birincisi, Allah'a sığındı. Allah da onu ilim mescidinde oturmakla mükâfatlandırdı, ikincisi, Allah'tan haya etti, Peygamber'in meclisinde bulunanları sıkıştırıp rahatsız etmekten kaçındı. Allah da ,onu cezalandırmaktan kaçındı ve ona, ihsanda bulundu. Üçüncüsüne gelince, o yüz çevirdi. Allah da ondan yüz çevirdi, buyurdu.


    (Buharı, Müslim. Tirmizî, Neseî)
     
  11. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    DUALARIN KABUL ZAMANI


    Ebû Hüreyre radıyaîlahü anh'den anlatılır:

    Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurmuşlardır:

    «Güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı Cuma günüdür. Çünkü Adem aleyhisselâm o günde yaratıldı, o günde Cennete konuldu, o günde Cennetten yer yüzüne indirildi. O günde bir saat vardır ki; Allah'tan bir şey isteyerek, kıldığı namazı o saate isabet ettiren her müslim kuluna Allah istediğini verir.»

    Ebû Hüreyre radıyallahü anh devam ederek derki:

    Sonra Abdullah bin Selâm'a rastgeldim ve kendisine bu Hadîsi anlatınca; Abdullah bin Selâm:

    — O saati biliyorum, dedi. Bunun üzerine kendisine:

    — Hiç bahillik etme, onu bana haber ver, dedim. O da:

    — ikindiden sonra güneş batıncaya kadar olan zamandır, diye söyledi.

    Dedim ki: ,

    — İkindiden sonra nasıl olabilir? Allah'ın Resulü: Müslim kul namaz kılarken o saate isabet etmez, buyurmuştu. Halbuki ikindiden sonraki vakit namaz kılınmayan bir zamandır.

    Bunun üzerine Abdullah bin Selâm şöyle cevap verdi:

    — Resûlullah, oturup da namazı bekleyen kimse namazdadır, buyurmamış mı idi?

    — Evet, dedim. O da:

    — İşte, bu o demektir, dedi.

    Ebû Hüreyre ile Abdullah bin Selâm bu saatin güneş batmadan önceki saat olduğunu söylemişlerdir.


    (Tirmizî, Ebû Davud, Neseî)

     
  12. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    KADINLARA NASİHAT



    Câbir radıyallahu anh'ten şöyle anlatılır:

    Peygamber aleyhisselâm ile Bayram namazında bulundum da, ezan ve kamet okunmadan, hutbeden önce namaza başladı. Sonra Bilâl radıyallahu anh'e dayanarak hutbe okumak için kalktı. Ve takvayı emrederek Allah'a taat ve ibadete teşvik etti ve insanlara vaz-u nasihatte bulunduktan sonra, Mescidin gerisinde bulunan kadınlara geldi ve onlara da vaz-u nasihat ederek:

    — Sadaka veriniz, çünkü çoğunuz cehennem odunusunuz!, deyince, kadınların hayırlılarından yanakları al biri kalktı ve:

    — Ey Allah'ın Resulü; neden çoğumuz cehennem odunları oluyoruz, dedi.

    Peygamber aleyhisselâm buna cevaben şöyle buyurdu:

    — Çünkü, siz çok çok şikâyet eder ve kocanızın nimetlerini örter, görmezsiniz.

    Bunun üzerine kadınlar ziynetlerinden küpelerini ve yüzüklerini Bilâl'in elbisesine koyarak sadaka vermeye başladılar.


    (Buharı, Müslim, Ebû Davud, Neseî)

     
  13. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    ZEKAT VERMEMENİN CEZASI


    Ebû Hüreyre radıyallahü anh, Peygamber aleyhisselâmın zekâtını vermeyenler hakkında şöyle buyurduğunu anlatıyor:

    Kim Allah kendisine mal vermiş de zekâtını vermemişse, zekâtı verilmemiş olan o malı, kıyamet gününde, iki gözü üzerinde iki siyah nokta bulunan korkunç ve zehirli erkek bir yılan suretine konulur ve bu korkunç yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna sarılır. Sonra, ağzı ile sahibinin çenelerini iki tarafından yakalar Ve:

    — Ben senin malınım, ben senin hazinenim! der.

    Peygamber aleyhisselâm bunu anlattıktan sonra Âl-i Imran Sûresi'nden şu âyeti kerimeyi okur:

    — Sakın Allah'ın kendilerine ihsan buyurduğu nimetlerden başkasına vermekte bahillik gösteren kimseler bunun kendileri hakkında hayırlı olduğunu zannetmesinler, aksine bu, onlar hakkında bir serdir. Bahillik yaptıkları şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır.


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Nesei)

     
  14. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    ZEKATINI VERMEYENLERLE HARP



    Ebû Hüreyre radıyallahü anh anlatıyor:

    Resûlullah aleyhisselâm âhireti şereflendirip yerine Ebû Bekir radıyallahü anh halîfe olduktan sonra Arab'tan küfredenler küfre dalınca, Hattab oğlu Ömer radıyallahü anh Ebû Bekir'e bu husustaki kararıyla alâkalı olarak şöyle dedi:

    — Nasıl o insanlara savaş ilân edersin ki, Peygamber aleyhisselâm «La ilahe illallah» deyinceye kadar insanlarla harbetmekle emrolundum. Fakat bunu söyleyen kişinin malı da canı da benim nazarımda emniyettedir, Allah hakkı müstesna ki, o kişinin gizli olan niyet ve düşüncesiyle alâkalı hisabı Allah'a aittir, buyurmuştur.

    Mü'minlerin Emiri Ebû Bekir radıyallahü anh şöyle cevap verdi:

    — Allah'a yemin ederim ki namaz ile zekât arasında farklı davranan kimselerle harbedeceğim. Çünkü zekât mal hakkıdır. Allah'ın Peygamberine verdikleri bir dişi oğlağı bile bana vermekten kaçınırlarsa, bu sebeple kendileri ile savaşacağım.

    Bunun üzerine Hazreti Ömer şöyle dedi:

    — Allah'a yemin ederim ki, bu kimselerle savaşmak Ebû Bekir'in kalbine Allah'ın ilhamından başka bir şey değil, bunlar üzerine harb ilân etmek haktır.


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Neseî)
     
  15. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    BORÇLUYA KOLAYLIK



    Huzeyfe radıyallahü anh, Peygamber aleyhisselâmın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

    Melekler sizden önce geçen bir şahsın ruhu ile karşılaşmışlardı ve kendisine:

    — Hayır olarak bir şey işledin mi? diye sormuşlardı da, adam:

    — Hayır, diye cevabta bulunmuştu. Melekler:

    — Biraz düşün, dediler. Adam:

    — insanlara borç verirdim de, hizmetçilerime, güç vaziyette olanların borçlarını tehir etmelerini, hâli iyi bulunanlardan da mümkün olanı almalarını emrederdim, dedi.

    Allahü Teâlâ da:

    — Bu kuluma kolaylık gösterin, buyurdu.


    (Buharî, Müslim, Tirmizî)

     
  16. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    BORÇLUNUN NAMAZI



    Câbir radıyallahü anh şöyle anlatır.:

    Üzerinde borç bulunduğu halde ölen kimsenin, Allah'ın Resulü cenaze namazını kılmazdı da, bir cenaze getirilince, «Ölen kişinin borcu var mı?» diye sordu.

    — Evet, iki dinar borcu var, dediler de, Peygamber aleyhisselâm:

    — Arkadaşınızın cenaze namazını kılın! buyurdu ve kendisi kılmak istemedi.

    Ebû Katâde «o iki dînar borcu ödemeyi ben üzerime alıyorum» deyince, Allah'ın Resulü de cenaze namazını kıldı.

    Allah, Peygamberine fetihler müyesser kılıp bereket meydana gelince, Resulûllah aleyhisselâm, «Ben her mümine kendisinden daha yakınım. Kim ölüp de borç bırakırsa, onun borcunu ödemek benim üzerimedir. Mal bırakanın malı ise mirascılarınındır.» buyurdu.


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Neseî)
     
  17. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    ORUCUN FAZİLETİ


    Muaz bin Cebel radıyallahü anh şöyle rivayet ediyor:

    Peygamber aleyhisselâm ile bir seferde beraber bulunuyordum. Bugün sabahleyin onun yanında idim ve beraber yürüyorduk. Kendisine dedim ki:

    — Ey Allah'ın Resulü, bana, cehennemden uzaklaştıran ve cennete koyan bir iş haber ver.

    Allah'ın Peygamberi buyurdular ki:

    — Bana büyük bir şeyden sordun. Ancak Allah'ın kolaylaştırdığı kimseye o, kolaydır. Şöyle ki: Allah'a ibadette bulunur, ona hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namazı devamlı olarak kılar, haccını da eda edersin. Ve ilâve ederek: Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç, günahlardan koruyucu bir ibadettir. Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahların ateş azabını söndürür. Kişinin, gecenin tenha vaktinde kıldığı namaz, salih kulların alâmetidir.

    Sonra Resulûllah aleyhisselâm: «Çok ibâdet etmekten, (o kimselerin) vücudları yataklardan uzak kalır; korkarak ve ümid ederek Rablerine yalvarırlar, verdiğimiz rızıklardan başkalarına verirler, yaptıklarına karşılık olarak, onlar için gizlenen müjdeyi bilen olmaz.» (Secde Sûresi) mealindeki Âyet-i Kerîmeyi okudu.

    Ve bundan sonra:

    — Sana işin başını, temel direğini ve zirvesini söyleyeyim mi? buyurdular.

    — Söyle ey Allah'ın Resulü, dedim. Buyurdular ki:

    — İşin başı islâm, temel direği namaz, zirvesi de cihad'dır. Bundan sonra buyurdular ki:

    — Bunların hepsini koruyan şeylerin ne olduğunu haber vereyim mi?

    — Haber ver, Ey Allah'ın Resulü, dedim. Bunun üzerine eli ile dilini işaret ederek:

    — Bunu, yani dilini koru, buyurdular. Bunun üzerine:

    — Konuştuklarımızla mesul tutulur muyuz, ey Allah'ın Resulü? diye sordum.

    — Allah, Allah, ey Muaz! Dillerinin ettiğinden başka bir şey insanları cehenneme atar mı? Yani çoğu defa insanı felâkete götüren dili dilinin yaptıklarıdır, buyurdu.


    (Tirmizî)
     
  18. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    ALIŞVERİŞTE DOĞRULUK


    Abdullah bin Ebî Evfâ radıyallahu anh anlatıyor:

    Adamın biri pazarda bir malı satışa çıkarmış ve müslümanlardan birini bu malı almaya teşvik etmek için de, verilen fiyattan fazlasına bu malı satın aldığına dair yeminde bulunmuştu. Bu hadise üzerine «Onlar ki Allah'ın ahdini ve kendi yeminlerini bir kaç paraya satarlar, işte onların âhirette hiç bir nasibi yoktur...» mealindeki Ayet-i Celîle nazil olmuştur.


    (Buharî)
    Peygamber aleyhisselâm yiyeceğe aid bir şey satan bir adama uğramıştı, ona:

    — Ne satıyorsun? diye sordu.

    Adam da anlattı.

    Bunun üzerine Allah'ın Resulüne satılan yiyecek maddesinin içine elini sokması vahyolundu. Peygamber aleyhisselâm elini o yiyeceğin içine sokunca, bir de baktı ki, o şeyin içi ıslak.

    Bu tesbit üzerine:

    — Bu ne, ey yiyeceğin sahibi? diye sordular. Adam:

    — Yağmur isabet etti, ey Allah'ın Resulü, diye cevap verdi. Resulüllah aleyhisselâm:

    — Yaş olan tarafını üstüne koysaydın da insanlar görseler, dedikten sonra, «Hile yapan kimse benden ve benim ümmetimden değildir» buyurdular.


    (Müslim, Tirmizî)
     
  19. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    HAYVANLARIN İNSANLARA ÎHTARI


    Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:

    İsrail Oğullarından biri bir ineğin üzerine binmişti. Bu hal içinde iken, inek o kimseye:

    — Ben binilmek için yaratılmadım, çift sürmek için yaratıldım dedi. O kimse bu hadiseyi nakledince insanlar şaşırdılar. Peygamber aleyhisselâm ise:

    — Ben, Ebû Bekir ve Ömer buna inanırız, buyurdular. Yine bir gün kurt bir koyunu kapmıştı da, çoban peşinden koşup koyunu elinden aldı.

    Bunun üzerine o kurt dile gelerek:

    — Fitnelerin yapıldığı, benden başka çobanın bulunmadığı gün onu kim kurtaracak? dedi.

    insanların buna hayret etmeleri karşısında Peygamber aleyhisselâm:

    — Ben, Ebû Bekir ve Ömer buna; kurdun dile gelerek konuşmasına inanırız, buyurdular.


    (Buharî, Müslim, Tirmizî)
     
  20. -Luiпє.

    -Luiпє. <font face="Tahoma">Gerçekten de insanın hayatta k

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesaj:
    60,869

    HAYVANA YAPILAN İYİLİĞE ÜCRET



    Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselâmın şöyle buyurduğunu anlatır:.

    Bir yolcu, yoluna devam ederken, çok susamıştı. Bir kuyuya rastladı, inip ondan su içti. Çıktığında bir de baktı ki, ziyadesiyle susamış bir köpek dilini çıkarıp susuzluktan toprağı yiyor.

    Yolcu:

    — Bu köpek de biraz önce benim olduğum haldeki gibi, pek çok susamış bir vaziyette, diye söylendi. Kuyuya indi ve ayakkabısına su doldurmak suretiyle o köpeği suladı. Allahü Teâlâ da bu kişinin yaptığını makbul ve muteber sayarak günahlarını mağfiret buyurdu.

    Ashabı Kiram dediler ki:

    — Ey Allah'ın Resulü! Hayvanlara yaptığımız iyilikte bize ecir, ücret var mıdır?

    Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:

    — Her canlı ciğer taşıyan hayvana yapılan iyilikte ecir, ücret vardır.


    (Buharî, Müslim)
     

Bu Sayfayı Paylaş